Arslan Hukuk Bürosu

Fikir ve yaratıcılık sonucu oluşan ürünlerin korunmasını ve bu ürünlerle ilgili muhtelif hakların sağlanmasını hedefleyen fikri ve sınaî haklar hukuku tabiri caizse mülkiyet hakkının soyut fikirlerin somutlaşmış hali için ihdas edilmiş hukuk alanıdır. Klasik anlamıyla mülkiyet hakkına göre çok daha farklı bir yapı ve dolayısıyla hukuki birikim gerektiren bu alan iki kolda incelenebilir. Fikri mülkiyet edebiyat, güzel sanatlar alanları, mimari ve benzeri alanlarda fikirsel üretime dair eser sahibi nezdinde oluşan hakların korunması ve sağlanmasına ilişkindir. Sınaî mülkiyet ise tarım ve sanayi alanındaki buluş, yenilik, özgün tasarımlara dair marka oluşumları ilgili haklara yönelir. 

Patent; teknik yönü ile bilinen durumları aşan, yenilik getiren ve sanayi anlamında uygulanabilir bir buluşun hak sahibine tanınan,  söz konusu hakkın başkalarınca kullanılması ya da kullanılmaması konusunda tekelci hak sağlayan, kamu otoritesi tarafından verilen belgedir. Bu belge buluşun izinsiz kullanımının önüne geçer. Türk Patent ve Marka Enstitüsü bu husustaki yetkili makam olup, buluşun daha önce başka kişilerce patentinin alınıp alınmadığının tespiti bu kuruma yapılacak başvuru ile mümkündür. Patent belgesinin alınması için bir tarifname hazırlanarak buluşun gerekli özellikleri taşıdığının kanıtlanması ve sair belgelerin sunulması gerekir. Herhangi bir eksikliğin başvurunun reddine sebep olma potansiyeli dolayısıyla hazırlığı ve takibi incelik isteyen bir süreçtir.

Amacı bir işletmenin mal ve/veya hizmetlerini diğer işletmelerinkinden ayırmak olan markalar ise; kişi adları, harfler, şekiller, ambalaj veya malların biçimi, sayılar hatta ses ve koku şeklinde de ortaya çıkan ayırt edici işaretlerdir. Tescil edilebilir olması için öncelikle aranan özellik diğer marka işaretlerinden ayırt ediciliğidir. İşletmenin marka hakkı, tescille ya da kullanım yoluyla kazanılabilir. Tescille kazanımda başvurulacak merci Türk Patent ve Marka Enstitüsü’dür. Tescil edilecek markanın ayırt ediciliği, tescilin yapılabilmesi anlamında hayati önem arz ettiği için başvuruların öncesinde ön inceleme yaparak ve başvuru sürecini en uygun koşullarda işleterek, tescilin uygun olmadığı yönündeki geri bildirimin önüne geçmek adına teknik birikim çok önemlidir. Ayrıca yapılan marka tescilleri 10 yıl için geçerli olup süre bitiminde tekrar tescili gerekir. Kullanım yoluyla marka hakkına sahip olma durumunda da; kullanan işletme markanın gerçek hak sahibi olur ve söz konusu markanın başka işletmece tescil ettirilmesi halinde, gerçek hak sahibi dava açmak suretiyle bu tescili hükümsüz kıldırarak markanın devrini talep edebilir. Marka hukukunda bir başka önemli bahis ise marka tecavüzüdür. Tescil edilmiş markanın başka işletmece marka sahibinin izni olmaksızın kanunun yasakladığı şekillerde kullanılması, taklit edilmesi, ayırt edilemeyecek derecede benzerinin kullanılması, tecavüz yolu ile kullanılan markanın ürünlerinin satılması, dağıtılması, ticari amaçla elde bulundurulması ve benzeri şekillerde gerçekleşebilir. Markaya tecavüz hallerinde hem ceza hukuku hem de tazminat davası şeklinde takibi yapılması gerekmektedir. 

Telif hakları; fikir eserlerinin edebiyat, müzik, güzel sanat eserleri, illüstrasyon, film, bilgisayar programı, yazılım ve benzeri şekilde ortaya çıkan formları üzerinde üreticinin ve üretici dışında bağlı ve ikincil hak sahiplerinin haklarını korumaya yönelik mekanizmadır. Kural olarak eserin yayınlanması ile hak sahipliği başlar. Eser sahibinin ve belli noktalarda ikincil hak sahiplerinin eseri; çoğaltma, yayınlama, yayma, temsil gibi mali ve kamuya sunma, eser sahibi olarak gösterilme, teşhir, eserin değiştirilmesini önleme gibi manevi hakları mevcuttur. Bunlar dışında da cayma, vazgeçme gibi muhtelif hakları da bulunup, bütün bu hakların bir kısmının devredilmesi ya da kullanım hakkının bir başkasına bırakılması mümkündür. 

MEDYA VE SANAT HUKUKU

Medya ve sanat hukuku; sinema, televizyon, tiyatro oyunculuğu, menajerlik, dijital platform yayıncılığı, müzisyenlik, reklamcılık, yönetmen ve senaristlik alanları ve bu alanlarla ilgili olan görsel ve işitsel basım ve yayın icracıları, yapım şirketlerini ilgilendiren bir alandır. Uygulamada TV dizi oyuncuları ile menajerleri ve/veya yapım şirketleri arasındaki sözleşmelerden kaynaklı oldukça fazla uyuşmazlık yaşanmaktadır. Genelde üçlü olarak imzalanan sözleşmelere konulan cezai şartın geçersizliği, oyunculuk sözleşmesinin feshinden kaynaklı sözleşmelerin feshinin haklı olup olmadığına dair uyuşmazlıklar genelde yaşanılan uyuşmazlık konularıdır. Bu tür uyuşmazlıklarda bir dönem Yargıtay Fikri ve Sınai Haklar Hukuk Mahkemesi’nin görevli olduğuna karar vermiş iken daha sonrasında görüş değiştirmiş ve uyuşmazlıkların genel hukuk mahkemelerinde görülmesine karar vermiştir.