Arslan Hukuk Bürosu

İdare hukuku, idarenin kuruluş işleyişine uygulanan kuralların bütünüdür. Kamu gücü kullanarak, bireylerin iradelerine ihtiyaç duymaksızın, onların hukuksal statülerinde değişiklik yapma yetkisine sahip idarenin yaptığı tüm işlem ve eylemlerin yargısal yolla denetlenebilir.

Anayasa m. 125/1 uyarınca, “İdarenin her türlü işlem ve eylemine karşı yargı yolu açıktır”.

İdari dava türleri şunlardır; 

“i. İdari işlemler hakkında yetki, şekil, sebep, konu, maksat yönlerinden biri ile hukuka aykırı olduklarından dolayı, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılan iptal davaları,

  1. İdari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları,
  2. Tahkim yolu öngörülmeyen imtiyaz şartlaşma ve sözleşmelerinden doğan uyuşmazlıklar hariç, kamu hizmetlerinden birinin yürütülmesi için yapılan her türlü idari sözleşmelerden dolayı taraflar arasında çıkan uyuşmazlıklara ilişkin davalar.”

Arslan Hukuk Bürosu olarak, müvekkillerimizin idare ile olan her türlü ilişkilerinde, kamu hizmeti imtiyaz sözleşmeleri, müşterek emanet sözleşmeleri, iltizam sözleşmeleri, yap işlet devret sözleşmeleri ve idari hizmet sözleşmelerinde müvekkillerimize hukuki danışmanlık hizmeti verilmektedir.

Bununla birlikte, müvekkillerimizin aleyhine tanzim edilen idari para cezaları, izin ruhsat talepleri ve benzeri idari işleme karşı iptal davalarında; idari eylemlerden kaynaklanan zararlardan dolayı tam yargı davalarında müvekkillerimizi temsil etmekteyiz.

Özellikler kamulaştırma ve kamulaştırmasız el atma, kamulaştırma bedelinin tespiti ve idare adına tescili talebiyle açılacak davalarda davalarında uzmanlaşmış avukat çalışma arkadaşlarımız, müvekkillerimize profesyonel olarak hizmet vermektedir.

Vergi davaları, vergi idaresi ve mükellefler arasında ortaya çıkan uyuşmazlıkların vergi mahkemesine intikal ettiği durumlarda söz konusu olmaktadır. Vergi davalarının konusunu, vergi, resim, harç ve bunlara ilişkin cezalar ve benzeri şekilde vergisel mali yükümlülükler oluşturur. Vergi davalarında zamanaşımı süresi 5 yıl olmasına rağmen vergi daireleri genellikle 5 yıllık zamanaşımı süresi dolduktan sonra mükelleflere ödeme emri tebliği tebliğ etmektedir ve en önemlisi de vergi dairesinin yaptığı tebligatların çok büyük çoğunluğunun usulsüz olmasıdır. Vergi dairesinin Tebligat Kanunu’na aykırı şekilde yaptığı tebligat usulsüz olup, hukuki sonuç doğurmamaktadır.  

Vergilendirme işleminde yetki, konu, şekil ve sebep yönlerinden birinin ya da bunlardan birkaçının bulunması nedeniyle hukuka aykırı olması durumunda uyuşmazlık ortaya çıkar.

Mükellefler tarafından beyan edilen matrahlar üzerinden vergiler alınır. Ancak, idare bu beyanların gerçeğe uygun olup olmadığını, vergi incelemeleri ile araştırmaktadır. İnceleme sonucu ödenen vergilerin gerçeğe uygun olmadığının fark edilmesi durumunda, düzenlenen vergi inceleme raporuna ya da buna dayanarak takdir olunan matrah ya da matrah farkı üzerinden, vergi dairesince tarhiyat yapılmakta, mükellef ya da ceza sorumlularının ise bulunan matrah veya matrah farkının gerçeğe uygun olmadığını öne sürmesi sonucu uyuşmazlık doğmaktadır.