Arslan Hukuk Bürosu

Tanıma ve Tenfiz Hukuku, yabancı mahkemelerce verilmiş ve kesinleşmiş mahkeme kararlarının ülkemizde bağlayıcı olabilmesi ve/veya icra edilebilir olabilmesi bakımından başvurulması gereken bir hukuk alanıdır. Başka bir devlet mahkemesi tarafından verilen kararların tanınması ve tenfizi Milletlerarası Özel Hukuk ve Usul Hukuku Hakkında Kanun (“MÖHUK”), tarafı olduğumuz uluslararası antlaşmalar ve ilgili yönetmelik kapsamında sağlanmaktadır. Buna göre yabancı bir ülke mahkemesi tarafından verilen bir kararın tanıma ile ülkemizde kesin hüküm kuvveti kabul edilir. Diğer taraftan, yabancı bir ülke mahkemesi tarafından verilen kararın ülkemiz nezdinde icra edilebilir hale gelmesi ise tenfiz ile mümkün hale gelmektedir. Örneğin, Almanya mahkemeleri tarafından verilen bir boşanma kararı sonucunda medeni haliniz yalnızca Almanya sınırları içerisinde boşanmış olarak belirleneceğinden mezkur kararın Türk mahkemeleri nezdinde tanıma ve tenfizinin talep edilmesi gerekmektedir. Aksi takdirde Almanya mahkemeleri tarafından boşanma kararı verilmiş olmasına rağmen Türkiye sınırları içerisinde medeni haliniz hala evli olarak kalacaktır.

Tanıma ve tenfiz müessesesine başvurulabilmesi için yabancı bir ülke mahkemesi tarafından verilen kararın özel hukuka ilişkin olması, kesinleşmiş bir karar olması, kamu düzenine aykırı olmaması, Türk mahkemelerinin münhasır yetki alanına girmeyen bir konuda karar verilmiş olması gerekmektedir. Buna ek olarak tenfiz bakımından bir de kararın verildiği yabancı ülke ile ülkemiz arasında karşılıklılık esasına dayanan bir anlaşma yahut o devlette Türk mahkemelerinden verilmiş ilamların tenfizini mümkün kılan bir kanun hükmünün veya fiili uygulamanın bulunması gerekmektedir. Örneğin Suriye mahkemeleri tarafından maddi-manevi tazminata ilişkin tesis edilen ilamın Türk mahkemelerine başvurularak tenfizinin talep olunması halinde mahkeme öncelikle Suriye ile Türkiye arasında mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına dayalı bir sözleşmenin var olup olmadığını, yok ise Suriye kanunlarında Türk mahkemelerinden verilmiş ilamlarının tenfizini mümkün kılan bir kanun maddesinin bulunup bulunmadığının sorulması için Adalet Bakanlığı Uluslararası Hukuk ve Dış İlişkiler Genel Müdürlüğü’ne müzekkere yazılır ve anılan kurumdan gelecek cevaba göre hüküm kurulur. Öyle ki, Türkiye ile Suriye arasında mütekabiliyet esasına dayanan bir sözleşme bulunmamakla beraber Suriye Medeni Hukuk Muhakeme Usulleri Kanunu madde 306 ve 308 uyarınca Türk mahkemeleri tarafından verilen kararların Suriye’de tanıma ve tenfizi mümkün kılınmıştır. Esasen bu halde kanuni karşılıklığın mevcut olduğu söylenebilir. Ancak burada farklı bir durum söz konusudur. Şöyle ki; sözleşme veya kanuni imkan olmasına rağmen, yabancı ülke Türk mahkeme kararlarını fiilen tenfiz etmiyor ise yine mutekabiliyet gerçekleşmiş olmaz. Karşılıklılıkta, olumsuz yönde var olan fiili uygulama, anlaşma veya kanuna dayanan karşılıklılığa rağmen etkindir. Dolayısıyla yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizinin mümkün olup olmadığı araştırılırken yalnızca karşılıklılık içeren bir sözleşmenin veya kanun maddesinin bulunup bulunmadığının değil, aynı zamanda olumsuz bir fiili uygulamanın olup olmadığının da araştırılması gerekmektedir. Biz de Arslan Hukuk olarak herhangi bir yabancı mahkeme kararının tanıma ve tenfizinde mahkemeye başvurmadan önceki süreç ile mahkemeye başvurduktan sonraki süreç için mevzuattan ve Yargıtay içtihatlarından doğan ve gerçekleştirilmesi gereken tüm usule ve esasa ilişkin işlemleri yakından takip ederek yargılama sürecinin hukuka uygun olarak ivedi bir şekilde sona ermesini sağlıyoruz.  

Tanıma ve tenfiz müessesinde bir diğer önemli husus ise yabancı mahkemeler tarafından verilmiş kararın tenfizinde Türk mahkemelerinin münhasır yetkiye sahip olup olmadığının tespit edilmesidir. Münhasır (kesin) yetki kuralları, davanın sadece Türk mahkemelerinde görülmesini sağlamak amacıyla konulan ve bunu temin eden kurallar olup, temel dayanağı kamu düzenidir. Kamu düzeni, tarafların uymak zorunda oldukları kamu ve özel hukuktan doğan ve tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edemeyecekleri kuralların bütünü olarak anlaşılmalıdır. Örneğin yabancı mahkemelerce verilmiş bir vesayet kararının Türk mahkemeleri nezdinde tanıma ve tenfizi talep edilmiş olsun. Vesayete ilişkin olarak Türk Medeni Kanunu’nun 411 ve 412.maddelerindeki yetkinin kesin ve kamu düzenine ilişkin olduğu kabul edilmektedir. Ancak, kesin ve kamu düzenine ilişkin her yetki kuralı, milletlerarası hukuk yönünden münhasır yetki değildir. İç hukuk yönünden vesayette, kamu düzeni ve kesin yetki ilkeleri benimsenmiş ise de, burada amaç, kendisini ve malvarlığını, yönetmekten ve korumaktan yoksun olanlarla, kendisini ve malvarlığını, yönetmek ve korumaktan yoksun bırakılanların korunmasıdır. Bu hükümlerin devletin egemenlik ve hükümranlık hakkıyla bir ilgisi bulunmamaktadır. Dolayısıyla diğer koşulların var olduğu varsayımında, yabancı mahkeme tarafından verilen vesayet kararının Medeni Kanun’da kesin yetki düzenlemesine rağmen Türk mahkemeleri tarafından tanıma ve tenfizi mümkündür. Bu itibarla, tanıma ve tenfiz talepleri değerlendirilirken münhasıran yetkinin de detaylı olarak incelenmesi gerekmektedir. Zira her mahkeme kararına konu olay bakımından farklılık arz etmektedir. 

Diğer taraftan, tanıma ve tenfiz davalarının ikame edilirken dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise yetkili ve görevli mahkemede davaların açılmasıdır. Bu husus MÖHUK madde 51’de açıkça belirtilmiş olup tanıma ve tenfiz talepleri kendisine karşı tenfiz istenen kişinin Türkiye’deki yerleşim yeri, yoksa sâkin olduğu yer mahkemesinden, Türkiye’de yerleşim yeri veya sâkin olduğu bir yer mevcut değilse Ankara, İstanbul veya İzmir’deki Asliye Mahkemeleri’nden talep edilmelidir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus Asliye Hukuk Mahkemeleri ile Asliye Ticaret Mahkemeleri arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğundan tenfizi istenen mahkeme kararının esasına bakılarak görevli mahkemenin Asliye Hukuk Mahkemesi mi Asliye Ticaret Mahkemesi mi olduğuna karar verilir. Örneğin taraflar arasındaki cari hesap sözleşmesinden kaynaklanan bir alacak davası bakımından Türk Ticaret Kanunu madde 4/1-a’da sayılan mutlak ticari davalardan olması nedeniyle bu dava neticesinde verilen hüküm bakımından tenfiz talebini değerlendirecek mahkeme Asliye Ticaret Mahkemesi’dir. Tenfiz ve/veya tanıma talebiyle ikame edilen davalarda yabancı mahkeme kararları üzerinde esasa ilişkin herhangi bir inceleme yapılmaksızın yalnızca tanıma/tenfiz için gerekli şartları taşıyıp taşımadığı değerlendirilerek hükme bağlanır. Dolayısıyla tanıma/tenfiz davaları neticesinde verilen tanınan ve/veya tenfiz edilen kararın içeriği değişmeyecektir, aksi yönde verilen kararlar hukuka ve usule aykırı olacağından bozmayı gerektirir.